Tarık Tufan


Param olmadan çok şey aldım ben.
Edep aldım, öğüt aldım, gönül aldım.

FETHUR RABBANI


Irak'ın sahrâ ve harâbelerinde 25 sene insanlardan uzak kaldım.. Benim kimseden, kimsenin de benden haberi yoktu. Bâzen uzun süre yemezdim ve "açım açım" diye içimin feryâdını duyardım.. Bâzen üzerime öyle ağırlıklar gelirdi ki, bunlar bir dağın üstüne konsa, tahammül edemeyip, paramparça olurdu. Bu sırada; "Muhakkak zorlukla berâber bir kolaylık vardır, şüphesiz zorlukla berâber kolaylık vardır." meâlindeki İnşirâh sûresinin beşinci ve altıncı âyet-i kerîmelerini okuduğumda üzerimdeki ağırlıklar dağılıp, giderdi.
Şeytanlar çeşitli kılık ve kıyâfetlere bürünüp toplu hâlde yanıma gelir, beni yolumdan çevirmek için uğraşırlardı. Kalbimde büyük bir azim ve direnç hissederdim. İçimden bir ses; "Ey Abdülkâdir! Onlarla mücâdele et, onlara galip geleceksin." derdi. İçlerinde bir şeytan durmadan bana gelir; "Buradan git, şöyle yaparım, böyle yaparım." diye beni tehdit ederdi. Cân u gönülden, "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm" okuyunca, onun tamâmen yandığını görürdüm...
[ Sultanü'l-Evliyâ Gavsü'l-A'zam Abdülkâdir Geylâni - Kuddise Sirrûh ]

Abdülkadiri Geylani Kuddise Sirruhu ilahisi

RADIYULALLAHU ANH

"Biz, bir haram kapısında olma endişesiyle, yetmiş helal kapısını terk ediyorduk."

EDEB YA HU!




Gezdim Halep ile Şamı
Eyledim ilmi talep
Meğer ilim bir hiç imiş
İlla Edep illa Edep!

Yunus Emre

SEBE SURESİ 39.AYETİ KERİME



"De ki; Rabbim, kullarından dilediğine bol rızık verir ve (dilediğinden de) kısar.
Siz hayra ne harcasanız, Allah onun yerine başkasını verir.
O, rızık verenlerin en hayırlısıdır." Sebe, 39

CILAUL HATIR - 22.SOHBET



"Ey rabbinden yüz çeviren!
Toz duman kalktığında göreceksin.
Eğer O'na dönmez,  O'na yönelmez ve uyanmazsan, evinin haraplığını
Hakk'ın seni tutup yakalayıvermesini yakında göreceksin..." 

HAYIRLI CUMALAR


FETHUR RABBANI 44.SOHBET

Ey, amelleri ile övünenler!
Ey, amellerine mağrur olanlar!
Ne de cahilsiniz! Ne de bilgisizsiniz!
Eğer Allah'ın yardımı olmasaydı ne namaz kılmaya muktedir olabilirdiniz, ne oruç tutmaya, ne de sabırlı olmaya. Sizler, övünme mevkiinde değil, bilakis şükretme durumundasınız.. Abdulkadir Geylani Hz.

FETHUR RABBANİ 12.MECLİS


Hak ehli, yalnız Allah’ı bilir, başkasını görmez. Başkasının sözünü işitmez.

Onların kalbi vardır. Dilleri konuşmaz. Onlar kendilerini yok et­mişlerdir, başkaları da onlara göre yok gibidir. Bu hâlleri Allah’ın di­lediği zamana kadar uzar. Allah dilerse onların kalbini lisan yapar. Onlar köklerinden ayrılmış gibi şahlarına çekilirler. Rahmetle, şef­katle Hak varlığına ererler. Zaten onlar Hak içi
ndir, başkasına ola­mazlar. Yalnız öz varlık için seçilmişlerdir. Musa Peygamber’in hâli de böyle idi. Hak Teâlâ ona şöyle hitap etti: “Seni varlığım için seçtim.” (Tâhâ, 20/41)

Ve Hakk’ın varlığını dile getiren bir âyet-i kerime: “Ona benzeyen şey yoktur. O, bizzat işitir ve görür.” (eş-Şûrâ, 42/11)

Sultan Şah Abdulkadir Geylani k.s

Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri


Hz. Mevlana 1207 yılında Belh şehrinde doğmuştur. Babası Sultan-ül-Ülema diye bilinen Bahaeddin Veled annesi Mümine Hatun 'dur. Bahaeddin Veled ailesi ile birlikte Belh 'den ayrıldıktan sonra Bağdat 'a buradan da Hac için Mekke 'ye gitmiş ve daha sonra Anadolu Selçuklularının en ihtişamlı dönemlerinde Anadolu 'ya geçmiştir. Malatya, Erzincan, Akşehir yoluyla Larende 'ye ( bugünkü Karaman ) geldi. 1225 yılında oğlu Hz.Mevlana 'yı Gevher Hatun 'la evlendirdi. Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad 'ın daveti üzerine 1228 yılında Hz.Mevlana ile birlikte Konya 'ya geldi. Bahaeddin Veled 1231 yılında vefat etti. Hz.Mevlana ertesi yıl babasının müritlerinden olan Muhakkık-i Tirmizi 'ye 9 yıl süreyle müritlik etti. (1232-1241) Bazı kaynaklarda Hz.Mevlana 'nın öğrenimini ilerletmek için Şam 'a gittiği söylenir. Muhakkık-i Tirmizi 'nin ölümünden sonra Hz.Mevlana medreselerde bir süre ders vermiştir. Verdiği dersler Selçuklu Sultanı ve vezirleri tarafından da takip edilmiştir. 1244 'de Şems-i Tebrizi ile tanışmasıyla Hz.Mevlana 'nın hayatı değişmiş ve sahip olduğu ilmin yanında, O 'nu bir gönül adamı yapmıştır. Şems-i Tebrizi ile yaptığı sohbetler nedeniyle çevresindekileri ihmal eden Hz.Mevlana, müritlerinin ve halkın tepkisiyle karşılaştı. Şems-i Tebrizi bunun sonucunda 1246 yılında Şam 'a gitti. Ancak Hz.Mevlana 'nın ısrarlı davetleri üzerine 9 ay sonra Konya 'ya döndü. Şems-i Tebrizi devam eden tepkiler neticesinde 1247 yılında esrarengiz bir şekilde ortadan kayboldu. Kayboluşuyla ilgili olarak Şems-i Tebrizi 'nin öldürüldüğü ve ayrıca Hz.Mevlana 'nın üzülmesine dayanamadığı için gizlice Şam 'a gittiği yolunda görüşler vardır. Bu olaydan sonra Mevlana kendini tamamen şiire, semaya ve çevresindekileri manevi yönden olgunlaştırmaya verdi. Daha sonraları kendisine sohbet arkadaşı olarak sırasıyla Selahaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi 'yi seçti. Hz.Mevlana 1273 yılında Konya 'da vefat etti. 


Dirilis ertugrul zikir sahnesi

Abdulkadir Geylani Hz. Güzel Sözleri


* Allah’ın muhabbetinde samimi olan, ne ayıp işitir, ne de kulağına ayıp gider.
* Müminin adeti önce düşünüp sonra konuşmaktır. Münafık ise önce konuşur, sonra düşünür.
* Kendine bir ağırlık veren kimsenin hiçbir ağırlığı yoktur.
* Hüzünsüz bir neşe ve darlıksız bir bolluk olmaz.
* İnsan Allah’a kalıbıyla değil, kalbiyle ibadet eder.
* Kalp Kitab ve Sünnete göre amel ederse kurbiyet (yakınlık) kazanır. Bunu kazanınca da neyin kendi lehine ve aleyhine, neyin Allah için veya başkası için, neyin de hak ve batıl olduğunu bilir ve görür.
* Tasavvuf yolu zâhirî ve bâtınî hükümlere riayet etmeyi ve her şeyden fânî olmayı gerektirir.
* Yerini bilmeyene kader yerini öğretir.
* Sahte rabler boyundan çıkarılıp atılmadıkça, sebeplerle ilişik kesilmedikçe, fayda ve zararı insanlardan bilmeyi terketmedikçe kurtuluş mümkün değildir.
* Kur’an’dan, hakkında tartışarak değil, içindekilerle amel ederek faydalanın.
* Sûfî bâtınını ve zâhirini Allah’ın Kitabına ve Resulünün sünnetine uyarak arıtandır. O, sâfiyeti arttıkça vücud denizinden çıkar; iradesini, dilek ve ihtiyarını terkeder.

Nazmi Geylani Hz. ve Mustafa Kemal Atatürk


Mustafa Kemâl Atatürk ve Nazmi Geylani Hz.

Mustafa Kemâl, İstanbul’a bir gelişlerinde Nazmi Geylânî ile görüşmek ister, “Hâfız nerede, getirin sohbet edelim” der. Sohbet sırasında “Dergâhlar kapandı, tahsîsâtınız kesildi. Şimdi nasıl geçineceksiniz?” diye sorar. Etrâfındakilere de “Bunlar derviş adamlardır, kimseden bir şey istemezler” der. Nazmi Baba da “Paşam, bizi merâk etmeyin, biz taşı sıkar suyunu içeriz” der.


Rumlar ile mübâdele olmuş, Şişli, Nişantaşı semtlerinde evler boşalmıştır. Atatürk, oradaki evlerden herhangi birine yerleşebileceğini söyleyince, Nazmi Baba “Paşam, biz yerimizden memnûnuz, evimizi değiştirmek istemeyiz” diye cevap verir.


Bunun üzerine Atatürk, Nazmi Baba’nın bir işe alınması direktifini verir ve onu Reji idâresinde kadroya alırlar. Nazmi Baba oradan emekli olmuştur.

Hüseyin Nazmi Geylani Hazretleri

Geylani- Sâhib-i kerâmet-i Hakk, eş-Şeyh, es-Seyyid, el-Hâc Nazmi Geylânî el-Hasenî vel-Hüseynî, Âhiyyü’l-Kādirî el-Eyyûbî Efendi Hazretleri.

Ailesi


Nazmi Geylânî Hazretleri, Mehmed Sâdeddin Geylânî Hazretleri’nin oğlu ve halîfesidir. Annesi Fahriye Hanımdır. Annesi Hazret-i Hasan’ın, babası Hazret-i Hüseyin’in torunlarından olduğu için, Hüseyin Nazmi Geylânî Hazretleri hem şerîf hem seyyiddir. Bu yüzden ‘el-Hasenî vel-Hüseynî’ diye anılır. Sevdikleri kendisine ‘Ceylan Baba’, ‘Nazmi Baba’, ‘Şifâ Baba’, ‘Hû Baba’ derler.

Hüseyin Nazmi Geylânî Hazretleri, 1887 yılında dünyâya geldi. Nüfus cüzdanında 1896 yılı yazılı olduğu için bâzı kaynaklar doğum yılını 1896 olarak verirler.
Yedi yaşını tamamlamadan önce Kur’ân-ı Kerîmi ezberledi. Zekâîzâde Hâfız Ahmed İlhâmî (Irsoy) Efendi’nin hâfızıdır. Tekke ortamında yetişti, dînî ve tasavvufî bilgileri bu ortamda öğrendi, yaşayarak dervişlik terbiyesi aldı. Eyüp İdâdî ve Rüşdiyesi’nden mezun oldu. Mekteb-i Hukuk’da yüksek öğretimini yaparken, İstanbul’un işgâle uğraması üzerine, öğretimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. Henüz 17 yaşında iken babasından icâzetnâme
aldı.

Bir Acemi Genci


Biri, Şeyh Mesleme bin Nimet es-Sürüci'ye sordu:


Günün Kutbu kimdir?


O, şu anda Mekke'de gizlidir, salihlerden başkası onun yerini ve kendini bilemez. İleride, Irak'ta Abdülkadir isminde bir acem genci zuhur edecek, şanı ve namı yüksek olacak. Öylesine kerametler gösterecek ki herkes donakalacak.


Hülasa, zamanının, gününün Kutbu olacak.


Kitlelere hitab ederek, “Ayağım her Velinin boynu üzerindedir!” diyecek. Asrının velileri ona boyun uzatacaklar ve ayağının altına girecekler..


Ona bağlı olan herkese Allah onu faydalı kılacaktır.. cevabını verdi.

[Abdülkadir Geylani Cevherden Gerdanlıklar Alem Tic. İst.2005 S.75]

El İlmu İndallah. En iyisini ve En Doğrusunu, Cenabı Hakk Celle Celaluhu bilir. Allahümme salli ala Seyyidina Muhammedin ve ala ali Seyyidina Muhammedin ve Sahbihi ve Sellim..

Velilerin Boynundadır Ayagım



BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM. Elhamdülilahi Rabbil Alemin. Vessalatü ves selamu ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmaiyn.


Sultanım, Gavsı Azam Abdülkadir Geylani Hazretleri [Kuddise Sirruhu] “Ben ki Hüseynin soyundanım, [Radıyallahu Anh] Cümle Velilerin boynundadır ayağım.” Diyerek Gavsiyetini aşikar eylemesi üzerine, Dergahında sohbet eden Ahmed Er Rifai Hazretleri [Kuddise Sirruhu] boyun eğerek mukabelede bulunmuşlardır.

[Abdülkadir Geylani Cevherden Gerdanlıklar Alem Tic. İst.2005 S.56]

El İlmu İndallah. En iyisini ve En Doğrusunu, Cenabı Hakk Celle Celaluhu bilir. Allahümme salli ala Seyyidina Muhammedin ve ala ali Seyyidina Muhammedin ve Sahbihi ve Sellim....

Vazife

                                   


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM. Elhamdülilahi Rabbil Alemin. Vessalatü ves selamu ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmaiyn.


İnsan, hayatı boyunca, emir, yasak ve kader çizgisi içindedir. Hiçbir zaman bunların dışına çıkamaz. Allahu Teala’ya ve Hz. Rasulallah’a iman eden, dış alemi için şu üç şeyi yapmakla vazifelidir.
1- Allah’ın emirlerini tutmak....
2- Yasak ettiği şeyleri yapmamak...
3- Kimsenin elindekine göz dikmemek, doğru çalışmak, haline razı olmak....

Dışını Cenabı Hakk'ın [Celle Celaluhu] emirlerine uydurduktan sonra, iç alemi için üç vazife başlar.
1- İnsan öz varlığı olan kalbine, iç alemine dönmeli...
2- Ruh, iyilik taraftarı olarak, kötülüğe meyilli duran nefsini muhasebe etmeli...
3- Böylece bütün gidişatını, yolunu Cenabı Hakk'ın [Celle Celaluhu] yolunun hakiki yolcularına uydurmalıdır...

[FUTUHUL GAYB (Gizliden Sesler) Abdulkadir Geylani Hz. 1.Makale]